Ana Sayfa Yönetim Kurulu Tarihçe Tüzük Temsilcilikler Yayınlar Etkinlikler Sergiler Yarışmalar Müze İletişim Bağlantılar
Ana Sayfa
 
 

bülent karaköse

 
 
 

Küllenmiş Zamanların Ardından 11

Bir Mekân, Bir İnsan, Bir Dergi

 

Küllenmiş Zamanların Ardından-10

Hayâl Sahaf Vahan

 

Küllenmiş Zamanların Ardından-9

Güldürmeye ve düşündürmeye adanmış bir yaşam...

 

Küllenmiş Zamanların Ardından-8

-Neden ağlıyorsunuz teyze? -Ağladığımı nereden çıkarıyosun yavrum, bunlar sevinç ...

 

Küllenmiş Zamanların Ardından_7

Ölümünün 19. yılında çok yönlü özgün bir sanatçı: Altan Erbulak

 
 
 
     
     
 
      
 
     
 
   
Küllenmiş Zamanların Ardından-12
 
Okullarım, Ustalarım, Ben Ve Diğerleri...
 

Tank paletlerinin, asker postallarının sadece ülke zemininde değil, insanların yüreklerinde ve zihinlerinde de derin çukurlar açtığı yıllardır 80’li yıllar… Devletin, eğitime yüzde üç düzeyinde pay ayırdığı, eğitimin üretim için olmadığı yıllardır… Diplomalı ağabeylerimizin, ablalarımızın “Ne iş olsa yaparım abii” dediği yıllardır 80’li yıllar… 


1- Cafer Yıldırım. 2- Cengiz Çakıcı. 3- Tuncer Erdem. 4- Fethi Develioğlu. 5- Raşit Yakalı. 6- Haydar Işık. 7- Metin Üstündağ (MetÜst). 8- Serdar Günbilen. 9- Bülent Karaköse. 10- Turhan Selçuk. 11- Nergis Kul.

  Cilalı şehirlerin isli-puslu varoşlarından, sokaklarından ayaklarımızdaki çamurlu cızlementlerimizle ve kısa pantolonumuzdaki yamalarla Babıâli’ye sökün eylediğimizde, yukarıda sıralanan ülke gerçeklerinin idrakinde değildik çoğumuz. Tâ ki o ince yapılı, uzun boylu, pos bıyıklı, kalın siyah çerçeveli gözlüklü 'bilge' adamın karşısına 'çiçeği burnunda' birer karikatürcü adayı olarak çıkıncaya kadar. Kuşkusuz o adam Gırgır Okulu’nun başöğretmeni, Gırgır Ekolü’nün yaratıcısı Oğuz Aral'dı…
        
  Oğuz Aral Gırgır dergisindeki pazartesi toplantılarında çamurlu cızlementlerimize ve kısa pantolonumuzdaki yamalara hiç aldırış etmeden, karikatürcülüğün bir meslek ve bir sanat olduğunu sık sık vurgular, gereksiz taramalardan kaçınarak ürettiğimiz karikatürlerimizi beğendiğindeyse ücretlendirip, ebeveynlerimizin bizleri ciddiye almalarını sağlardı. İyi bir çizer olmanın tüyolarını, yaşam kültürünü, hayat bilgisini çizdiğimiz karikatürlerin üzerinden yarının karikatüristlerine, yani bizlere, yılmadan usanmadan aktarırdı...
 
  Karikatür sanatıyla ilgili doğru dürüst bir yayın yoktu o yıllarda. Ancak karikatür sevdalısı ustam ve sevgili abim İbrahim Tapa'nın 70'li yılların sonlarında dişinden tırnağından arttırarak bin bir zorlukla kurduğu Meta Yayınları karikatür sanatında önemli bir boşluğu doldurmuştu.   

  Çoğu meslektaşım gibi ben de anatomi, perspektif, kompozisyon, espas, derinlik, tarama gibi karikatür çizimi ile ilgili teknik terimleri ilk Oğuz Aral'ın ağzından duyup öğrensem de, dünyadaki başka karikatürcülerin varlığını İbrahim Tapa'nın Meta Yayınlar'ından çıkardığı 'Dünya Karikatüristleri Serisi'nden öğrenecek, Arogones, Sempe, Mordillo, Bosc, Chavall, Hoviv, Serre imzaları gönül verdiğim karikatür sanatında ilerlememi sağlayacak önemli kilometre taşları olacaklardı...  

  Gırgır dergisinde gündüz saatlerinde başlayan, gece boyunca süren pazartesi toplantılarında, çizdiğimiz karikatürlerle Oğuz Abi'nin karşısına çıkmadan önce ikiye katlanan heyecanımıza ilk, Gırgır'ın emektar sekreteri sevgili Mevhibe Turay şahit olurdu. Mevhibe Abla, karikatürlerimizi dosyalar, arşivler ve Oğuz Aral'ın masasına istiflerdi. Mevhibe ablayı çoğu zaman yaşadığım heyecana, endişeye, telaşa, ortak ederdim. Sevgili Mevhibe abla benim için Oğuz Abinin oda kapısını kim bilir kaç kez çalmıştır. (Benim kuşağımdan olan ve Oğuz Aral'ın karşısına çıkmış bir çok çizer arkadaşım bu heyecanı iyi bilirler.) Mevhibe abla, karikatürümü sattıktan ya da Gırgır'da yayımlattıktan sonraki sevincimi gözlerimden mi anlardı ne, göz göze geldiğimizde yüzündeki tebessüm, sanki onun da benim kadar mutlu olduğunu söylerdi. Burada itiraf etmeliyim ki, Mevhibe abla gözüme Özden Öğrük'ün Gırgır'da yazıp çizdiği 'Çılgın Bediş'in esmeriymiş gibi görünürdü hep.

  Pazartesi toplantılarında Oğuz Abi, sadece karikatürlerimiz hakkında eleştirel fikirlerini beyan etmez, gündemdeki konuları da masaya yatırırdı. Ama, konuları öyle masaya yatırırdı ki, -diğer arkadaşlarımı bilmem ama- ben bir an, Oğuz Abiye karikatürlerimi göstermeye gittiğimi unutur, kulaklarımı iyice açar, onu dinlerdim. Bazen bahsettiği konuları birbirine bağlamakta zorlansam da, Oğuz Abinin anlattıklarıyla zihnimde kısa bir dünya turu yapar, görmediğim diyarlara gider, bilmediğim dünyalarda dolaşır, daha önce hiç duymadığım masalların, hikâyelerin içine girer çıkardım...  Oğuz abinin Pir Sultan Abdal’dan Karacaoğlan’a, Vivaldi’den Bach’a, Rönesans’tan Lale Devri’ne, Cervantes’den Hugo’ya, Fatih Sultan'dan Napolyon'a, Hegel’den Marks’a, Brecht’ten Afife Jale'ye, Neyzen'den Cemal Nadir'e varıncaya kadar didiklediği mevzular bitsin istemezdim hiç. Karikatüristliğin cazibesi, Oğuz Abinin güzel anlatılarıyla gözümde bir kez daha yükseklere çıkardı.

  Oğuz Abi bizleri evlerimize göndermeden önce, araştırmamız, dolayısıyla da kendimizi geliştirmemiz için kafamıza bazı konularda soru çengelleri tutuşturmayı ihmal etmezdi.

   Bir sonraki pazartesi toplantısına Oğuz Abi'nin karşısına bir önceki haftadan daha donanımlı çıkardık. Genel kültürümüzdeki gelişme bulduğumuz esprilerimize, çizdiğimiz karikatürlere yansırdı ister istemez. Dünya'da, Avrupa'da ve dolaysıyla ülkemizde yıllarca işlenerek 'cılkı' çıkmış Issız ada, Kuzey kutbu, Çölde susuz kalmış adam, Trene bakan öküz, Dünyalı dost vb. karikatür konularını çizerek Oğuz Aral ustanın karşısına çıkmak cahil cesaretinden başka bir şey değildi...

   Oysa, 90'lı ve özellikle 2000'li yıllara baktığımızda, mizah algısı olumsuz yönde değişmiş ve mizah okurunun algı çıtası aşağılara düşmüştü. Yukarıda sıraladığım karikatür konuları popüler mizah dergilerinde her hafta suyu çıkıncaya kadar defalarca işlenip, prim yapmaya başlamış, çizenlerini ise, neredeyse bir pop yıldızının ününe çıkarmış, markalaştırmıştır... Ulusal ve uluslararası yarışmalarda da durum aynıdır. En prestijli karikatür yarışmalarında dahi bu 'cılkı' çıkmış konular ödüllendirilir olmuştur. 

  Bu serzenişim 90 ve 2000 kuşağı ile ilgili yanlış algılara yol açmasın. Elbette son yirmi yılda bu ülkede usta karikatüristler çıkmadı değil, ama, mizah dergiciliğinin, mizah algısının, mizah okurunun, mizahın ve çizerliğin yani, 'çizgicilik'in çıtasının 70, 80 kuşağına oranla çok aşağılara düştüğü gözle görünür bir gerçektir.
 
  80'li yılların başbakanları, bakanları, yerel yöneticileri mizaha ve karikatüre verdikleri önemi, kendileri hakkında üretilen eleştiri dozu yüksek karikatürleri çerçeveletip, orijinallerini evlerinin salonlarına asarak ve yılda bir kere de olsa, ülkenin ileri gelen karikatür ve mizah ustalarına köşklerinde yemek vererek gösteriyorlardı. O dönemin ekonomiden sorumlu devlet bakanı Adnan Kahveci'yi de yeri gelmişken burada analım. Merhum Adnan Kahveci'nin karikatüre ve karikatürcüye olan ilgisini bizim kuşağımız iyi bilir.  Kahveci, kendi projesi olan KDV'yi hayata geçirirken karikatürcülerden çizgi desteği almış, KDV'yi vatandaşa, karikatürlü broşür, afiş ve ilânlarla anlatmıştır. Merhum, karikatür sergilerinde günümüzün politikacılarından, devletin kültür işleri sorumlularından daha sık görülürdü.  

  Bu ilgi ve alaka, elbette o dönemin kurnaz politikacılarının yüzü gülen, biraz da iyimser politikalarıydı. Ancak, son on beş yirmi yılda durum çok farklı ve içler acısıydı.

  Dünyaca ünlü mizah ustamız Aziz Nesin’e yobazlar tarafından öldürme girişiminde bulunuldu. Sivas'taki eş zamanlı olayda karikatürist dostumuz Asaf Koçak, Madımak Oteli'nde yakılarak katledildi. Bir çok karikatürcü çizdiklerinden dolayı yargılanıp hapislerde yatırıldı. Dönem dönem mizah dergileri toplatılıp, yayın engeli konuldu...  Son on yılda ise, bizzat ülkeyi yöneten Başbakan karikatürcülere onlarca dava açarak, mahkeme kapılarında süründürdü, milyarlarca lira tazminat ödemeye mahkum etti...  

  Bu konunun- her açıdan- ciddi olarak ele alınıp araştırılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu konuda sağlıklı bir araştırma yapıldığında, yaşadığımız ülkenin son yirmi yıllık panoramasını kuşbakışı görebilmemizi kolaylaştıracaktır...   
 
  Neyse, ben yine 80'li yıllara, Babıâli'ye döneyim ve rotamı Oğuz Aral ustamın Gırgır Okulu'ndan, kuruluşu aynı yıllara denk düşen Raşit Yakalı yönetimindeki Çarşaf Karikatür Okulu'na çevireyim.

  Mizah dergiciliğinin en popüler olduğu, karikatür sanatının ise altın çağını yaşadığı yıllardı. Gırgır kadar satış sayısı çok yüksek olmasa da, dönemin en renkli mizah dergisiydi Çarşaf. Ekolin ve guaj boyalarla özenle renklendirilmiş karikatürler, derginin özgün mizanpajı, kağıdının kalitesi ve zengin yazar çizer kadrosuyla döneme damgasını vurmuş, ülkemizde en çok satan ikinci mizah dergisi unvanını almıştı.
 
Çarşaf Karikatür Okulu, Raşit Yakalı'nın özverili çalışmalarıyla kurulmuş, karikatürcü adaylarına kapılarını cumartesi günleri açmıştı.

 Raşit Yakalı gazeteciliğe dolaysıyla karikatürcülüğe başlamadan önce beş yıl İlkokul öğretmenliği yapmıştı ve bu büyük bir avantajdı. Çarşaf Karikatür Okulu yöneticiliğini ve karikatürcü kimliğini öğretmenliğiyle harmanlayarak çok önemli bir iş çıkarmıştı Raşit hoca. Çarşaf Karikatür Okulu yöneticiliğini sevgi ile yapmasından öte, Raşit Abi bizler için, disiplinli, programlı, sevecen, duyarlı ve empati duygusu yüksek bir karikatür hocasıydı. Bu meziyetlerinin yanı sıra, hocamızın aşırı 'mütevazı' olduğunu bilmeyenimiz yoktur.

 Gazeteci Nail Güreli'inin de gözünden kaçmamış bu özelliği ve bir yazısında Raşit Yakalı için, “Raşit Yakalı'nın tek kusuru, sanatının ve yeteneğinin değerlerine ihanet edecek kadar mütevazı oluşudur. Hayır! Aslında bu onun büyük yanıdır; gerçek sanatçı gücünü özümseyişin sağlam bir yansımasıdır.” diye yazmıştır...

  Raşit Yakalı hocamız da, usta çırak ilişkisi ile yetişmiş ustalarımızdandı. Aldığı ödüllerle, açtığı sergilerle, yayımladığı kitaplarla karikatür sanatında rüştünü ispat etse de, Çetin Emeç'ten Çarşaf Karikatür Okulu'nun yöneticilik teklifini aldığında da alçak gönüllülüğünü elden bırakmamıştı. Teklifi aldıktan sonraki hikâyeyi Raşit hocamın kendi kaleminden aktarayım: “... Yardım istemek için ilk koşacağım kişi ustam Semih Balcıoğlu olacaktı, ama O Almanya'da idi. Hemen aklıma bu işi yıllardır yapan Oğuz Aral abi geldi. Ona gidip durumu anlattım. Bütün işlerini bırakıp bana iki saat ders verdi. Ben de ondan öğrendiklerimden aklımda kalanları cumartesi günü salonu dolduran “Burada ne oluyor acaba?” diye gelen gençlere sattım.”    

  Çarşaf Karikatür Okulu'nun Gırgır Okulu'ndan tek bir farkı vardı; çizgilerine hayranlık duyduğumuz karikatürün ustalarını her hafta bizlerle buluşturup, tanıştırmasıydı. Tabi ki sadece çizgilerine hayranlık duyduğumuz ustalarla tanışmadık; ustalarımızın farklı kuşaktan ustalarıyla da tanışma fırsatı yarattı Çarşaf karikatür Okul'u: 50 kuşağından Turhan Selçuk, Semih Balcıoğlu, Necmi Rıza, Bedri Koraman, Mıstık (Mustafa Eremektar), Nehar Tüblek, Altan Erbulak, Erdoğan Bozok, Şadi Dinççağ, Eflatun nuri, Cafer Zorlu, Zeki Beyner, Tan Oral, 70 kuşağından Bülent Düzgit, Bülent Arabacıoğlu, Mahmut Karatoprak, Nuri Kurtcebe, Erdoğan Karayel, Mesut Ekener...
   
  Her hafta tanıştığımız, aramıza aldığımız ustalarımızla birlikte yan yana fotoğraf çektirmemiz ve o fotoğrafların Çarşaf dergisinde her hafta yayımlanması heyecanımıza ayrı bir heyecan katmıyor değildi...

  Kaçımızın ebeveyni, küçük yüreğimizdeki büyük heyecanlarımıza ortak oluyordu bilmiyorum. Ben, heyecanımı her seferinde gizlemek zorunda kalmıştım babamdan. Bir tek heyecanımı değil tabi ki, evde çizdiğim karikatürleri, Gırgır'a, Çarşaf'a gidişimi ve biriktirdiğim mizah dergilerini de babamdan gizlemek zorunda kalmıştım.

  12 Eylül, babamın 'demokrat' kimliğini almış, eline, döneme uygun bir 'yobaz' kimliği tutuşturmuştu. Babam, 80 öncesi yaptığı güzelim yağlı boya resimlerini, karakalem çalışmalarını 'günah' ya da 'şeytan işi' addederek yırtıp, parçalayıp sobada tutuşturmuş, aynı 'vandal' tutumunu benim çizdiğim karikatürlerime ve dergi koleksiyonlarıma da uygulamaya başlamıştı. Evimizdeki kitaplıkta dünya klasiklerinin, bilimsel kitapların yerini ilmihâller, tasvirler, en sahih hadis kitapları vb. almıştı. Bu durum, baba ocağında ergenlik dönemimi doyasıya yaşayamadan beni erken yaşlarda olgunlaştırsa da, çocuk denecek yaşta 'Artist' olmak için evden tüymeme yetmişti...
 
  Evden ayrıldığımda orta okul son sınıf öğrencisiydim ve devamsızlıktan sınıfta kalmıştım. Ortalıkta bir süre gözükmeyişim Oğuz Aral'ın da, Raşit Yakalı'nın da gözlerinden kaçmamıştı. Nerelerde olduğumu sorduklarında, her iki ustama da özel durumumu özetlemiştim. Oğuz Abi, her hafta yayınlamasa da, her götürdüğümde karikatürlerimden en az bir iki tane alıp, yazdığı telif ücretime fazladan bir rakam daha ekledi. Raşit Abi'yse, her cumartesi toplantımızda benimle daha fazla ilgilenip, mesaisini uzattı.

  Gırgır da, Çarşaf Karikatür Okulu da benim sadece karikatür çizmeyi öğrendiğim okullar değildi artık; sokaklarda kurda kuşa yem olmaktan korunduğum, karnımı doyurduğum, ısındığım, ürettiğim, cep harçlığımı çıkardığım, önemsendiğim, kendimi bulduğum, hayata hazırlandığım, her şeyden önemlisi mutlu olduğum birer sığınağımdılar...

  Çarşaf Karikatür Okulu'nda tanıdığım değerli abim ve ustam Erdoğan Karayel'i burada anmadan geçemem. Henüz Çarşaf dergisinin bir çizeri değildim. Çizim günü olan her çarşamba, Çarşaf dergisine Erdoğan Abiyi ziyarete giderdim. Dergide çalışma saatinde ziyaretçinin yasak olmasına rağmen, Erdoğan Abi beni her defasında kapıda karşılar, binadan içeri aldırırdı. Çalışma masasının yanına çektiği iskemleye oturtur, çayımı, gazozumu söyler işine koyulurdu. Güzelim karikatürlerini çizip renklendirirken ben de uslu uslu onu izlerdim. Bazen çizdiği karikatürlerinin kurşun kalem izlerini sildirir, çok mutlu olurdum. Akşam olduğunda, ziyaretçiler için ayrılmış yemek fişlerinden ayarlar, bazen de kendi istihkakını bana devreder, karnımı doyurmadan beni yolcu etmezdi. Onu, her çarşamba çalışma saatinde ziyaret edişimden bir kere dahi rahatsız olduğunu bana hissettirmedi.

  Eğer üzerime biraz 'hoşgörü ve sabır' tozu bulaşmışsa bunu Erdoğan Karayel hocama, biraz 'alçak gönüllülük' tozu bulaşmışsa Raşit Yakalı hocama, biraz 'bilgelik' ve hatta 'bonkörlük' tozu bulaşmışsa bunu Oğuz Aral hocama borçluyum...

  Karikatür, bilindiği gibi devletin resmi sanat okullarında okutulmaz, öğretilmez. Bildiğim kadarıyla da, bazı özel okullardaki karikatüre meraklı öğrenciler, kendi bünyelerinde bölümler oluşturup, parayla tuttukları karikatür hocalarından özel dersler alıyorlar. Hatta tanıdığım bir kaç değerli meslektaşım bu işten geçimlerini de sağlıyorlar. Bazı popüler mizah dergileri zaman zaman 'Karikatür Okulu' geleneğini sürdürüp, yetenekli okurları arasından genç karikatüristler yetiştiriyorlar. Karikatür sanatını geliştirmek, yarınlara taşımak adına yapılan son derece önemli ve sevindirici çalışmalardır bunlar.

  Ancak karikatür adına üzücü şeyler yaşanmıyor değil son yıllarda. Ortalıkta, aldıkları üç beş kıytırık ödülle gaza gelip kendilerini 'karikatürist' ilân eden ve dersler vererek hocalığa soyunan, bu da yetmiyormuş gibi, karikatür sanatının tekniği ve püf noktaları hakkında uzman kitaplar yazan, internette siteler açan, espri yetenekleri bir yana, perspektif, anatomi ve kompozisyondan bihaber bir sürü kifayetsiz muhteris var ve sayıları azımsanamayacak kadar çok. Onların ellerine düşen karikatüre sevdalı gençlerin bu işi ehil ellerde öğrenemediklerini, zamanlarını ve paralarını boşa harcadıklarını biliyor ve durumlarına gerçekten üzülüyorum...  

  Teknolojinin hızlı gelişmesiyle bir çok meslekte olduğu gibi karikatürde de usta-çırak geleneği miadını doldurmuştur. Ustalarımız bizlerden bir kuruş maddi çıkar gözetmeksizin, karşılıksız öğrettiler sanatlarını. O yüzden rahatlıkla, “Karikatürde gerçek anlamda usta-çırak ilişkisini yaşamış son kuşak 80 kuşağıdır” diyebilirim...
Karikatürün gerçek ustalarına ve gerçek emekçilerine saygılarımla...

Bülent KARAKÖSE

 

yazarın diğer yazıları

   
 
 
                                                    Yayın Kurulu: Metin Peker (Başkan), Aziz Yavuzdoğan (Genel Sekreter)
                                                    Kayıhan Fırat (Sayman), İbrahim Tapa (Üye) Kadir Doğruer (Üye)
 
Genel
yorum
muzik
dizi
Güncel
sinema
son haber
haber
Bilgi
sözlük
yemek tarifleri
news
Eğlence
sex
oyun
radyo
Arama
google
video
rss